Kapat
0 Ürün
Alışveriş sepetinizde boş.
Kategoriler
    Filtreler
    Preferences
    Ara

    Hallac-ı Mansur

    Yayınevi : Visal Yayınları
    Yazar : Ahmet Çelik
    ISBN :9786056694035
    Sayfa Sayısı :208
    Baskı Sayısı :5
    Ebatlar :13.5x21 cm
    Basım Yılı :2018
    145,00 ₺
    123,25 ₺

    Tükendi

    Tahmini Kargoya Veriliş Zamanı: 2-4 iş günü içerisinde tedarik edilip kargoya verilecektir.

    "Kendimi tesbih ederim, şanım ne büyüktür" diyen Bayezid-i Bistami ile "Cübbemin altında Allah'tan başkası yok" diyen Cüneyd-i Bağdadi'nin sözleri aşk sarhoşluğuna bağışlanmış da, "Ene'l-Hak diyen Hak aşığı için Bağdat'ın Babu't-Tak Meydanı'na bir darağacı kurulmuş ve Hallac-ı Mansur, hakkında verilen ölüm fermanı gereği, 26  Mart 922 tarihinde hunharca katledilmiştir. Hallac-ı Mansur gibi gerçek bir aşığın, basireti ve ateşli imanı sayesinde, değil acı ve elemlerin, ona reva gördükleri ölümün bile bu ölçüde tatlılaşabileceğinden habersiz olanlar, idamından sonra ondan geriye herhangi biz iz ya da işaret kalmasın da adı unutulup gitsin diye, bedenini ateşe yakıp küllerini Dicle Nehri'ne savurmuşlar, ancak ne izlerini yok edebilmiş, ne de adını unutturabilmişlerdir. O günden beri bir çığlık yükselir durur Dicle'den... "Ene'l-Hak!" İşte bu çığlığın öyküsüdür elinizde bulunan eser.

    "Kendimi tesbih ederim, şanım ne büyüktür" diyen Bayezid-i Bistami ile "Cübbemin altında Allah'tan başkası yok" diyen Cüneyd-i Bağdadi'nin sözleri aşk sarhoşluğuna bağışlanmış da, "Ene'l-Hak diyen Hak aşığı için Bağdat'ın Babu't-Tak Meydanı'na bir darağacı kurulmuş ve Hallac-ı Mansur, hakkında verilen ölüm fermanı gereği, 26  Mart 922 tarihinde hunharca katledilmiştir. Hallac-ı Mansur gibi gerçek bir aşığın, basireti ve ateşli imanı sayesinde, değil acı ve elemlerin, ona reva gördükleri ölümün bile bu ölçüde tatlılaşabileceğinden habersiz olanlar, idamından sonra ondan geriye herhangi biz iz ya da işaret kalmasın da adı unutulup gitsin diye, bedenini ateşe yakıp küllerini Dicle Nehri'ne savurmuşlar, ancak ne izlerini yok edebilmiş, ne de adını unutturabilmişlerdir. O günden beri bir çığlık yükselir durur Dicle'den... "Ene'l-Hak!" İşte bu çığlığın öyküsüdür elinizde bulunan eser.

    >