Kapat
0 Ürün
Alışveriş sepetinizde boş.
Kategoriler
    Filtreler
    Preferences
    Ara

    Kitap Binayı Çip Sokağı Öldürdü

    Yayınevi : Gece Kitaplığı
    ISBN :9786257633826
    Sayfa Sayısı :131
    Baskı Sayısı :1
    Ebatlar :13.5x21 cm
    Basım Yılı :2021
    309,00 ₺
    216,30 ₺
    Tahmini Kargoya Veriliş Zamanı: 2-4 iş günü içerisinde tedarik edilip kargoya verilecektir.

    MÖ 8000’den beri insanlar tarım yapılan yerleşimlerde yaşıyor: test edildi, insan doğasına uygun olduğu onaylandı. Sadece iki yüz yıldır tarım yapılmayan yerleşimlerde, kentlerde yaşıyoruz. Test süreci sürüyor, uygunluğu henüz onaylanmadı. Zihninde, dilinde tasarladığını araziye yansıtabilen, mekân kurabilen insan, kentleri tasarlamakta zorlanıyor.
    Beş Şehir’in, adı zamanla birlikte anılan tek kenti Bursa, “fetih günlerinin sevinci”nden çok uzakta artık. Bir ucundan diğerine yürünebilen, suyu içilebilen, meyvesi yenebilen ‘insancıl’ kent olmaktan çıktı. Tarihi kolajlanan, amblemi değiştirilen, ambalajına kare kod eklenen ‘marka kent’ haline dönüştü; insanları gri kutularda yaşayıp renksiz (beyaz) araçlarla her sabah ve akşam bir uçtan öbürüne sürükleniyor. Meçhul bir düşmanın, eski zamanların ‘öz’ Bursasını değiştirdiği, bozduğu, sattığı en yaygın paranoya. Dedesinden kalan fotoğrafları saklamamış kuşakların kentin bozulmasını neden önleyemediği tartışılıyor! Rousseau’nun “Elveda Paris” diyerek başlattığını, Gürsel Korat “elveda Kayseri” diyerek sürdürmüştü. Biz de “elveda eski Bursa” demek durumundayız; peki ya Yeni Bursa?
    Göbeklitepe’den yola çıkıp İstanbul, Roma ve Paris’e uğrayıp Haussmann ve Ahmet Vefik Paşa’ya selam verdikten sonra Heidegger, Wittgenstein, Simmel, Benjamin, Proust, Baudelaire’in imbiğinden geçip Tanpınar’ın son bakışı ile bakacağız Bursa’ya. Gülümse ile hazin tebessüm, öfori ile fasiyal paralizi arasında yolculuk etmek isteyenlere…

    MÖ 8000’den beri insanlar tarım yapılan yerleşimlerde yaşıyor: test edildi, insan doğasına uygun olduğu onaylandı. Sadece iki yüz yıldır tarım yapılmayan yerleşimlerde, kentlerde yaşıyoruz. Test süreci sürüyor, uygunluğu henüz onaylanmadı. Zihninde, dilinde tasarladığını araziye yansıtabilen, mekân kurabilen insan, kentleri tasarlamakta zorlanıyor.
    Beş Şehir’in, adı zamanla birlikte anılan tek kenti Bursa, “fetih günlerinin sevinci”nden çok uzakta artık. Bir ucundan diğerine yürünebilen, suyu içilebilen, meyvesi yenebilen ‘insancıl’ kent olmaktan çıktı. Tarihi kolajlanan, amblemi değiştirilen, ambalajına kare kod eklenen ‘marka kent’ haline dönüştü; insanları gri kutularda yaşayıp renksiz (beyaz) araçlarla her sabah ve akşam bir uçtan öbürüne sürükleniyor. Meçhul bir düşmanın, eski zamanların ‘öz’ Bursasını değiştirdiği, bozduğu, sattığı en yaygın paranoya. Dedesinden kalan fotoğrafları saklamamış kuşakların kentin bozulmasını neden önleyemediği tartışılıyor! Rousseau’nun “Elveda Paris” diyerek başlattığını, Gürsel Korat “elveda Kayseri” diyerek sürdürmüştü. Biz de “elveda eski Bursa” demek durumundayız; peki ya Yeni Bursa?
    Göbeklitepe’den yola çıkıp İstanbul, Roma ve Paris’e uğrayıp Haussmann ve Ahmet Vefik Paşa’ya selam verdikten sonra Heidegger, Wittgenstein, Simmel, Benjamin, Proust, Baudelaire’in imbiğinden geçip Tanpınar’ın son bakışı ile bakacağız Bursa’ya. Gülümse ile hazin tebessüm, öfori ile fasiyal paralizi arasında yolculuk etmek isteyenlere…

    >