Kapat
0 Ürün
Alışveriş sepetinizde boş.
Kategoriler
    Filtreler
    Preferences
    Ara

    Ortaçağda İstanbul

    Yazar : Paul Magdalino
    ISBN :9786059389884
    Sayfa Sayısı :173
    Baskı Sayısı :2
    Ebatlar :16.5x24 cm
    Basım Yılı :2017
    260,00 ₺
    221,00 ₺

    Tükendi

    Tahmini Kargoya Veriliş Zamanı: 2-4 iş günü içerisinde tedarik edilip kargoya verilecektir.

    Greko-Roma dünyasının son büyük kentsel yerleşimi Konstantinopolis, nasıl ortaçağ Hıristiyan Avrupa’sının en büyük kentine dönüştü? Yedinci yüzyılda halifelerin fetih rüyalarını süsleyen kentle 1453’te Fatih Sultan Mehmet’in fethettiği kent arasında ne gibi farklar vardı? Konstantinopolis’in, eski dünyanın çöküşü sürecinde ayakta kalmasının nedeni, sağlam altyapısının ve kentsel hayatın temel yapılarının aslen değişmemesiydi. Altıncı yüzyıl ortalarında hayata geçen liman, pazar, imparatorluk sarayı, kilise gibi kurumlar “Karanlık Çağlar” denen yedinci ve sekizinci yüzyıllar boyunca hizmet etmeyi ve ardından gelen uzun canlanma döneminde model olmayı sürdürdü. Kentin erken dönem Hıristiyan çehresi, ancak onuncu yüzyıldan itibaren yeni manastırların, aristokrat evlerinin inşasıyla ve Haliç’teki ticari hayatın dönüşmesiyle değişmeye başladı. Ama bu yeni imarlaşma o sıralarda hâlâ var olan çekirdeğin etrafında örgütlenmekteydi. Kentsel hayatın sürekliliği, 1203-4 Dördüncü Haçlı Seferi’yle ve ardından gelen yağma ve yangınlarla kesintiye uğradı. Konstantinopolis, Bizans İmparatorluğu’nun son iki yüzyılında, merkezi olmayan, dağınık bir periferiye yayılan bir kent haline geldi.

    Dünyanın önde gelen Bizans tarihçilerinden Paul Magdalino, yazılı kaynakların yanı sıra arkeoloji ve mimarlıktan da yararlanarak ortaçağ İstanbul’unu tahayyül etmemizi sağlıyor. Yazarın kendi ifadesiyle, “Bu kitap Osmanlı ve Cumhuriyet İstanbullarının altında, 330’dan 1453’e o uzun Bizans geçmişi boyunca tarihi yarımadada veya çevresinde birikmiş kentsel tecrübe katmanlarına yapılmış derin bir kazıdır.”

    Greko-Roma dünyasının son büyük kentsel yerleşimi Konstantinopolis, nasıl ortaçağ Hıristiyan Avrupa’sının en büyük kentine dönüştü? Yedinci yüzyılda halifelerin fetih rüyalarını süsleyen kentle 1453’te Fatih Sultan Mehmet’in fethettiği kent arasında ne gibi farklar vardı? Konstantinopolis’in, eski dünyanın çöküşü sürecinde ayakta kalmasının nedeni, sağlam altyapısının ve kentsel hayatın temel yapılarının aslen değişmemesiydi. Altıncı yüzyıl ortalarında hayata geçen liman, pazar, imparatorluk sarayı, kilise gibi kurumlar “Karanlık Çağlar” denen yedinci ve sekizinci yüzyıllar boyunca hizmet etmeyi ve ardından gelen uzun canlanma döneminde model olmayı sürdürdü. Kentin erken dönem Hıristiyan çehresi, ancak onuncu yüzyıldan itibaren yeni manastırların, aristokrat evlerinin inşasıyla ve Haliç’teki ticari hayatın dönüşmesiyle değişmeye başladı. Ama bu yeni imarlaşma o sıralarda hâlâ var olan çekirdeğin etrafında örgütlenmekteydi. Kentsel hayatın sürekliliği, 1203-4 Dördüncü Haçlı Seferi’yle ve ardından gelen yağma ve yangınlarla kesintiye uğradı. Konstantinopolis, Bizans İmparatorluğu’nun son iki yüzyılında, merkezi olmayan, dağınık bir periferiye yayılan bir kent haline geldi.

    Dünyanın önde gelen Bizans tarihçilerinden Paul Magdalino, yazılı kaynakların yanı sıra arkeoloji ve mimarlıktan da yararlanarak ortaçağ İstanbul’unu tahayyül etmemizi sağlıyor. Yazarın kendi ifadesiyle, “Bu kitap Osmanlı ve Cumhuriyet İstanbullarının altında, 330’dan 1453’e o uzun Bizans geçmişi boyunca tarihi yarımadada veya çevresinde birikmiş kentsel tecrübe katmanlarına yapılmış derin bir kazıdır.”

    >