Kapat
0 Ürün
Alışveriş sepetinizde boş.
Kategoriler
    Filtreler
    Preferences
    Ara

    Halk Şiiri ve Divan Şiirinin Müşterekleri

    Yayınevi : Bilge Kültür Sanat
    Yazar : Cemal Kurnaz
    ISBN :9786257201612
    Sayfa Sayısı :168
    Baskı Sayısı :1
    Ebatlar :16,50 x 24,00
    Basım Yılı :2022
    250,00 ₺
    200,00 ₺
    Tahmini Kargoya Veriliş Zamanı: Stoktan Teslim

    Ben Türk şiirini gül-i ra'nâya benzetiyorum; yarı sarı yarı kırmızı... Halk ve divan geleneğinden beslendiği için iki renkli. Rengini, kokusunu bizim havamız, suyumuz ve toprağımızdan alan, bizim besleyip büyüttüğümüz bir gül. Edebiyatımızı doğru anlayabilmek için önce zihnimizdeki ikiliği kaldırmamız gerektiğine inanıyorum. Türk kültürü, tarihi ve sanatı gibi edebiyatı da bir bütün. Şiir de bu bütünlük içinde gelişimini sürdürüyor. Farklı estetik çizgilere sahip olmakla birlikte, ortak bir kültür birikimine yaslanan halk ve divan edebiyatlarımızın müşterekleri tahmin ettiğimizden çok daha fazla. Şimdiye kadar ısrarla farklı taraflarına dikkat çekildiğinden bu ikisinin birbirine zıt ve tamamıyla farklı edebiyatlar olduğu sanılmış, arada uçurumlar yaratılmıştır. Ben bunun böyle olmadığını örnekleriyle ortaya koymaya çalıştım. Eski şehirlerimizin kendilerine özgü bir mimarisi vardı. Safranbolu ve başka şehirlerde gördüğümüz gibi. Bu şehirlerin, aynı zamanda şiirde, musikide, giyim kuşamda belli bir üslûbu vardı. Tanpınar bu örneklere mahallî klasik diyor. Bunlar, halk şiirini divan şiirine bağlayan zincirin halkaları gibi ara örneklerdir. Ben Türk Edebiyatını bir şehre benzetiyorum. Edebiyatın dönemleri ve farklı üslûpları, şehrin sokakları, caddeleri, meydanları gibidir. Aynı anda hem bunları hem de şehrin tamamını göz önünde bulundurmak gerekir. Türk Edebiyatı kendi içinde bölümlenmeler içerse de, yabancı bir edebiyatla karşılaştığında bu farklılıklar ortadan kalkar ve bir bütün olarak görünür. Onu değerlendirirken farklılıklarını ve ortak yönlerini bir arada değerlendirmelidir.

    Ben Türk şiirini gül-i ra'nâya benzetiyorum; yarı sarı yarı kırmızı... Halk ve divan geleneğinden beslendiği için iki renkli. Rengini, kokusunu bizim havamız, suyumuz ve toprağımızdan alan, bizim besleyip büyüttüğümüz bir gül. Edebiyatımızı doğru anlayabilmek için önce zihnimizdeki ikiliği kaldırmamız gerektiğine inanıyorum. Türk kültürü, tarihi ve sanatı gibi edebiyatı da bir bütün. Şiir de bu bütünlük içinde gelişimini sürdürüyor. Farklı estetik çizgilere sahip olmakla birlikte, ortak bir kültür birikimine yaslanan halk ve divan edebiyatlarımızın müşterekleri tahmin ettiğimizden çok daha fazla. Şimdiye kadar ısrarla farklı taraflarına dikkat çekildiğinden bu ikisinin birbirine zıt ve tamamıyla farklı edebiyatlar olduğu sanılmış, arada uçurumlar yaratılmıştır. Ben bunun böyle olmadığını örnekleriyle ortaya koymaya çalıştım. Eski şehirlerimizin kendilerine özgü bir mimarisi vardı. Safranbolu ve başka şehirlerde gördüğümüz gibi. Bu şehirlerin, aynı zamanda şiirde, musikide, giyim kuşamda belli bir üslûbu vardı. Tanpınar bu örneklere mahallî klasik diyor. Bunlar, halk şiirini divan şiirine bağlayan zincirin halkaları gibi ara örneklerdir. Ben Türk Edebiyatını bir şehre benzetiyorum. Edebiyatın dönemleri ve farklı üslûpları, şehrin sokakları, caddeleri, meydanları gibidir. Aynı anda hem bunları hem de şehrin tamamını göz önünde bulundurmak gerekir. Türk Edebiyatı kendi içinde bölümlenmeler içerse de, yabancı bir edebiyatla karşılaştığında bu farklılıklar ortadan kalkar ve bir bütün olarak görünür. Onu değerlendirirken farklılıklarını ve ortak yönlerini bir arada değerlendirmelidir.

    >