Kapat
0 Ürün
Alışveriş sepetinizde boş.
Kategoriler
    Filtreler
    Preferences
    Ara

    Mahzun Hududlar Çağlayan Sular

    Yayınevi : Ötüken Neşriyat
    Yazar : Turgut Güler
    ISBN :9786051556116
    Sayfa Sayısı :280
    Baskı Sayısı :1
    Ebatlar :13.5x21 cm
    Basım Yılı :2017
    290,00 ₺
    232,00 ₺
    Tahmini Kargoya Veriliş Zamanı: 2-4 iş günü içerisinde tedarik edilip kargoya verilecektir.

    Türk târîhinin fecrinde, Merkezî Asya’da, mukaddes bilinen bir orman ve onun içinde sakladığı şehir, “Ötüken” adını taşıyordu. Ötüken Türk’ün hâkimiyetinde ise, Ötüken’de Türk kaanûnu cârî ise, Ötüken’de Türk Hükümdârı oturuyorsa, her şey yolundadır, her şey kolaydır, saâdet içre saâdet vardır. “Kut” sâhibi olmak, biraz da Ötüken’in mâhiyetine bağlıdır. Ötüken’sizlik, Türk’ün ters giden tâlihine alem olmuştur. Ötüken esirse, Ötüken yâd ellerde ise, Ötüken kirli ayaklar altındaysa, hayâtın mânâsı kalmamıştır, zilletin en dipsizine yuvarlanılmıştır. Aslında, Ötüken Yış, coğrafî olmanın çok ötesinde, Türklüğün beşiği makâmına yükselmiş kutlu bir beldedir. Bu yüzden, Kavimler Göçü denen târîh selinin ardından Etzelburg (Budapeşte)’a yerleşen atalarımız, Asya’nın Ötüken Yış’ını Tuna’nın iki yakasına yerleştirip, Roma’nın şahsında Çin ve Moğol’u, yâni Tatabı’yı görmeye başlamıştır. Etzelburg (İdil Şehri)’a Ötüken muâmelesi yapan rûh, madde seviyesinden sırıkla atlayıp mânâ iklîmine geçmiştir. Hangimizin soy kütüğünde Tuna suyundan beslenen birkaç dal yoktur? Türk milleti, her bakımdan “Tunalı”dır. Gelgelelim, hangi zihniyetin tesiri iledir bilinmez, bu milletin çocuğuna, okul kademelerinde Tuna’dan söz ettirilmez. Ötüken’e, Altay Dağları’na, Kâşgar’a, Urumçi’ye, Fergana’ya, Amuderyâ’ya, Sırderyâ’ya, Nil vâdîsine, Kızıldeniz sâhillerine, daha da ötesi, Moskova varoşlarına, Hatt-ı İstivâ’nın epeyice altına hakikî medeniyet meş’alelerini götürüp yakan bir milletin, bunların adını anmaktan korkan nesilleri olabilir mi?

     

     
    Kendi yorumunuzu yazın
    • Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
    • Kötü
    • Mükemmel

    Türk târîhinin fecrinde, Merkezî Asya’da, mukaddes bilinen bir orman ve onun içinde sakladığı şehir, “Ötüken” adını taşıyordu. Ötüken Türk’ün hâkimiyetinde ise, Ötüken’de Türk kaanûnu cârî ise, Ötüken’de Türk Hükümdârı oturuyorsa, her şey yolundadır, her şey kolaydır, saâdet içre saâdet vardır. “Kut” sâhibi olmak, biraz da Ötüken’in mâhiyetine bağlıdır. Ötüken’sizlik, Türk’ün ters giden tâlihine alem olmuştur. Ötüken esirse, Ötüken yâd ellerde ise, Ötüken kirli ayaklar altındaysa, hayâtın mânâsı kalmamıştır, zilletin en dipsizine yuvarlanılmıştır. Aslında, Ötüken Yış, coğrafî olmanın çok ötesinde, Türklüğün beşiği makâmına yükselmiş kutlu bir beldedir. Bu yüzden, Kavimler Göçü denen târîh selinin ardından Etzelburg (Budapeşte)’a yerleşen atalarımız, Asya’nın Ötüken Yış’ını Tuna’nın iki yakasına yerleştirip, Roma’nın şahsında Çin ve Moğol’u, yâni Tatabı’yı görmeye başlamıştır. Etzelburg (İdil Şehri)’a Ötüken muâmelesi yapan rûh, madde seviyesinden sırıkla atlayıp mânâ iklîmine geçmiştir. Hangimizin soy kütüğünde Tuna suyundan beslenen birkaç dal yoktur? Türk milleti, her bakımdan “Tunalı”dır. Gelgelelim, hangi zihniyetin tesiri iledir bilinmez, bu milletin çocuğuna, okul kademelerinde Tuna’dan söz ettirilmez. Ötüken’e, Altay Dağları’na, Kâşgar’a, Urumçi’ye, Fergana’ya, Amuderyâ’ya, Sırderyâ’ya, Nil vâdîsine, Kızıldeniz sâhillerine, daha da ötesi, Moskova varoşlarına, Hatt-ı İstivâ’nın epeyice altına hakikî medeniyet meş’alelerini götürüp yakan bir milletin, bunların adını anmaktan korkan nesilleri olabilir mi?

     

     
    >