Kapat
0 Ürün
Alışveriş sepetinizde boş.
Kategoriler
    Filtreler
    Preferences
    Ara

    Sohrap Sepehri Henüz Yolcuyum Özyaşam Öyküsü, Anılar

    Yayınevi : Alfa Yayınları
    Yazar : Sohrap Sepehri
    ISBN :9786254497070
    Sayfa Sayısı :112
    Baskı Sayısı :1
    Ebatlar :12.00 x 20.00
    Basım Yılı :2023
    140,00 ₺
    119,00 ₺
    Tahmini Kargoya Veriliş Zamanı: 2-4 iş günü içerisinde tedarik edilip kargoya verilecektir.

    “İlkokulun iyi öğrencilerindendim. Ama okulu sevmiyordum. Okula gideceğim zaman kalp ağrısı çekerdim. Uçurtmayı ders kitabından daha çok seviyordum. Ağustosböceğinin sesini öğretmenin öğütlerine tercih ederdim. Şehrimde müze yoktu. Galeri yoktu. Öğretmen yoktu. Eleştirmen yoktu. Gravür yoktu. Film yoktu. Ama insan ve çevreyle akrabalık, yakınlık vardı. Birleşen eller ve kerpiç duvarlar vardı. Gökyüzü vardı. Tecrübenin canlılığı vardı. Yalınayak yürünebilirdi. Toprağın sertliği tecrübe edilebilirdi. Nar koparılabilir ve yeni bir ahlak tasarlanabilirdi. Duvarın kerpiciyle dedikodu yapılabilirdi. Sokağın duvarı insanla beraber yürürdü. Böyle bir şehirde biz, bilinçlenmedik. Eleştiren, kıyaslayan insanlar olmadık. Şekil vermedik. Kendi duygusallığımız içinde yüzüyorduk. Yüreğimizi kaybediyorduk. Meftun oluyorduk. Biriktirip durduğumuz şey, tecrübenin zaferiydi. O kadar erken kalkıyorduk ki, uzak köylerde güneşin doğuşunu tecrübe ediyorduk. Biz, genişlik ve ferahlığın çocuklarıydık. Geniş ufukları övüyorduk. Zaman, bizim nefesimizde akıp gidiyordu. Kumların alçakgönüllülüğü öğreticiydi. Ufkun olduğu bir yerde, alçakgönüllülüğün olmaması düşünülemezdi.”

    “İlkokulun iyi öğrencilerindendim. Ama okulu sevmiyordum. Okula gideceğim zaman kalp ağrısı çekerdim. Uçurtmayı ders kitabından daha çok seviyordum. Ağustosböceğinin sesini öğretmenin öğütlerine tercih ederdim. Şehrimde müze yoktu. Galeri yoktu. Öğretmen yoktu. Eleştirmen yoktu. Gravür yoktu. Film yoktu. Ama insan ve çevreyle akrabalık, yakınlık vardı. Birleşen eller ve kerpiç duvarlar vardı. Gökyüzü vardı. Tecrübenin canlılığı vardı. Yalınayak yürünebilirdi. Toprağın sertliği tecrübe edilebilirdi. Nar koparılabilir ve yeni bir ahlak tasarlanabilirdi. Duvarın kerpiciyle dedikodu yapılabilirdi. Sokağın duvarı insanla beraber yürürdü. Böyle bir şehirde biz, bilinçlenmedik. Eleştiren, kıyaslayan insanlar olmadık. Şekil vermedik. Kendi duygusallığımız içinde yüzüyorduk. Yüreğimizi kaybediyorduk. Meftun oluyorduk. Biriktirip durduğumuz şey, tecrübenin zaferiydi. O kadar erken kalkıyorduk ki, uzak köylerde güneşin doğuşunu tecrübe ediyorduk. Biz, genişlik ve ferahlığın çocuklarıydık. Geniş ufukları övüyorduk. Zaman, bizim nefesimizde akıp gidiyordu. Kumların alçakgönüllülüğü öğreticiydi. Ufkun olduğu bir yerde, alçakgönüllülüğün olmaması düşünülemezdi.”

    >