Tıp Terminolojisi ve Etimolojisi
ÖNSÖZ
Neden öğrenmekte zorluk çekiyoruz? Özellikle de bilimsel alanda. Şimdi
size orta öğretimde okutulan üç dersten bahsedeceğiz. Geometri, Jeoloji ve
Coğrafya. Türkçe yazıldığı gibi okunan bir dil olduğu için bu üçü çok farklı
bilim alanları gibi algılanmaktadır. Oysa bu kelimelerin İngilizce yazılımları
Geometry, Geology ve Geography dir. Gördüğünüz gibi her üç isim de geo
harfleriyle başlamaktadır. Batı uygarlığının ortak bilimsel dili Eski Yunanca
(Grekçe) veya Latince dilleridir. Bu kelimeler bu dillere semantik (anlamlı)
olarak girdiği için o ülkelerdeki her öğrenci bu derslerin ne anlama geldiğini
bilir. Oysa bizim öğrencilerimiz ne anlama geldiğini bile bilmeden hemen bu
derslerin ayrıntılarına girerler ve hangi denizde yüzdüklerini bile bilmeden
orada boğulurlar. Oysa geo kelimesi Eski Grekçe gē kelimesinden gelir ve (Yeryüzü,
Dünya) anlamına gelir. Dolayısıyla jeoloji yeryüzü bilimi, coğrafya yeryüzü
grafisi ve geometri de yeryüzünün sayısal olarak ölçümü anlamına gelir.
Oysa ortaöğretim öğrencilerinin çoğu için geometri sadece Öklid geometrisi
dediğimiz ve kağıt üstünde bir sürü şekilin açısını, alanını ya da hacmini hesaplamaktan
ibarettir. Aslında bu dersin adının anlamını semantik olarak bilse
yeryüzünün sadece düzenli daire, üçgen veya küplerden oluşmadığını, bin bir
eğrilik ve yamukluğun olduğunu da anlayacak ve esas olanın tüm bu detayları
ve desenleri hesaplayabilmek olduğunu anlayacak. Hatta bunun sadece dünya
ile sınırlı kalmayıp tüm Evrene uyarlanabileceğini ve evrenini sırlarının bu
şekilde çözümlenebileceğini de anlayabilecek. Einstein’ın evrenin sırlarını çözmek
için kullandığı özel ve genel görelilik yasalarını ispatlayabilmek için tüm
bu geometrik hesaplamaların yeni modellemelerine neden ihtiyaç duyduğunu
da anlayacak.
Biz çocuklarımızı gözü bağlı bir şekilde seyahat ettirip bir bölgeye bırakıyoruz.
Sonra onlardan bu bölgedeki her şeyin analizini yapmasını istiyoruz ve
gerisine karışmayın diyoruz. Ama o bölge neresi, Dünyada mı? başka gezegende
mi? Bu bölge neden analiz ediliyor? Ne bulmamız isteniyor? bunlardan hiç
haberi yok çocuklarımızın. Sadece ellerine bir dedektör verilmiş ve o dedektörle
(formülle) buldukları şeyi hesaplayıp sonucu bildirmelerini söylemişiz.
Dolayısıyla ne akıl, ne mantık, ne vizyon, ne hayal, ne de yaratıcılık. Bunları
geçtik, öğrendiğini sandığı şeyleri bile bir müddet kullanmayınca unutacak,
çünkü ne işe yaradığını bilmiyor. Çünkü her şeyi sentaktik (söz dizini ve gramer
olarak) öğreniyor. Semantik olarak hiçbir şey vermiyoruz. Aslında bütün
VI
hikaye de burada başlıyor. O halde semantik ve sentaktik deyimlerini Turing
Testi ve John Searle’nin ünlü Çin Odası Deneyi ile açıklamaya çalışalım.
Amerikalı filozof John Searle güçlü yapay zeka kuramını çürütmek için
bir deney tasarlar. Çünkü yapay zekanın insan zekası gibi olabileceğini savunanların
kanıt olarak gösterdikleri Turing Testi’nin geçersizliğini göstermek
istemektedir. Yapay zeka felsefesinin mimarı ünlü İngiliz matematik ve mantık
bilimci Alan Turing’tir. Kendisi bugünkü digital bilgisayarların bir benzeri
olan Turing Makinasını yaratmıştır. Bu makine karelere bölünmüş ve her bir
karede farklı bir sembol bulunan ve sonsuz uzunlukta olabilecek bir banttan
ibarettir ve hesaplar buna göre yapılır. Turing bu makinanın kuvvetli yapay
zeka teorisine uygun olduğunu ileri sürmüş ve bunu ispatlamak için de ünlü
Turing Testi kuramını ileri sürmüştür. Bu testte bir insan, bir bilgisayar ve bir
denek kullanılır. Denek çeşitli sorular sorarak, kendinden gizlenmiş olan bilgisayar
ve insanın cevaplarını inceler ve hangisinin insan olduğunu bulmaya
çalışır. Bunu bulamaz ise makine Turing Testini geçer yani bilgisayar insan gibi
düşünebilmektedir. Yani yapay zeka insan zekası gibi davranmaktadır. Bu teoriye
göre, bilgisayar kendine yüklenen programların nasıl çalıştığını çözerek
bilgiyi işlemekle kalmaz aynı zamanda üretir. Yani beyin ile zihin arasında olan
ilişki, program ile bilgisayar arasında da vardır. Bu kuramın takipçilerinden
Schank, 1977’de Yale Üniversitesinde bir bilgisayar yaparak bu bilgisayarın
insanın hikaye anlama kabiliyetini taklit edebileceğini göstermeye çalışmıştır.