Kapat
0 Ürün
Alışveriş sepetinizde boş.
Kategoriler
    Filtreler
    Preferences
    Ara

    Tıp Terminolojisi ve Etimolojisi

    ISBN :9786057578617
    Basım Yılı :2019
    390,00 ₺
    Tahmini Kargoya Veriliş Zamanı: Stoktan Teslim

    Tıp Terminolojisi ve Etimolojisi

    ÖNSÖZ

        Neden öğrenmekte zorluk çekiyoruz? Özellikle de bilimsel alanda. Şimdi

    size orta öğretimde okutulan üç dersten bahsedeceğiz. Geometri, Jeoloji ve

    Coğrafya. Türkçe yazıldığı gibi okunan bir dil olduğu için bu üçü çok farklı

    bilim alanları gibi algılanmaktadır. Oysa bu kelimelerin İngilizce yazılımları

    Geometry, Geology ve Geography dir. Gördüğünüz gibi her üç isim de geo

    harfleriyle başlamaktadır. Batı uygarlığının ortak bilimsel dili Eski Yunanca

    (Grekçe) veya Latince dilleridir. Bu kelimeler bu dillere semantik (anlamlı)

    olarak girdiği için o ülkelerdeki her öğrenci bu derslerin ne anlama geldiğini

    bilir. Oysa bizim öğrencilerimiz ne anlama geldiğini bile bilmeden hemen bu

    derslerin ayrıntılarına girerler ve hangi denizde yüzdüklerini bile bilmeden

    orada boğulurlar. Oysa geo kelimesi Eski Grekçe gē kelimesinden gelir ve (Yeryüzü,

    Dünya) anlamına gelir. Dolayısıyla jeoloji yeryüzü bilimi, coğrafya yeryüzü

    grafisi ve geometri de yeryüzünün sayısal olarak ölçümü anlamına gelir.

    Oysa ortaöğretim öğrencilerinin çoğu için geometri sadece Öklid geometrisi

    dediğimiz ve kağıt üstünde bir sürü şekilin açısını, alanını ya da hacmini hesaplamaktan

    ibarettir. Aslında bu dersin adının anlamını semantik olarak bilse

    yeryüzünün sadece düzenli daire, üçgen veya küplerden oluşmadığını, bin bir

    eğrilik ve yamukluğun olduğunu da anlayacak ve esas olanın tüm bu detayları

    ve desenleri hesaplayabilmek olduğunu anlayacak. Hatta bunun sadece dünya

    ile sınırlı kalmayıp tüm Evrene uyarlanabileceğini ve evrenini sırlarının bu

    şekilde çözümlenebileceğini de anlayabilecek. Einstein’ın evrenin sırlarını çözmek

    için kullandığı özel ve genel görelilik yasalarını ispatlayabilmek için tüm

    bu geometrik hesaplamaların yeni modellemelerine neden ihtiyaç duyduğunu

    da anlayacak.

    Biz çocuklarımızı gözü bağlı bir şekilde seyahat ettirip bir bölgeye bırakıyoruz.

    Sonra onlardan bu bölgedeki her şeyin analizini yapmasını istiyoruz ve

    gerisine karışmayın diyoruz. Ama o bölge neresi, Dünyada mı? başka gezegende

    mi? Bu bölge neden analiz ediliyor? Ne bulmamız isteniyor? bunlardan hiç

    haberi yok çocuklarımızın. Sadece ellerine bir dedektör verilmiş ve o dedektörle

    (formülle) buldukları şeyi hesaplayıp sonucu bildirmelerini söylemişiz.

    Dolayısıyla ne akıl, ne mantık, ne vizyon, ne hayal, ne de yaratıcılık. Bunları

    geçtik, öğrendiğini sandığı şeyleri bile bir müddet kullanmayınca unutacak,

    çünkü ne işe yaradığını bilmiyor. Çünkü her şeyi sentaktik (söz dizini ve gramer

    olarak) öğreniyor. Semantik olarak hiçbir şey vermiyoruz. Aslında bütün

    VI

    hikaye de burada başlıyor. O halde semantik ve sentaktik deyimlerini Turing

    Testi ve John Searle’nin ünlü Çin Odası Deneyi ile açıklamaya çalışalım.

    Amerikalı filozof John Searle güçlü yapay zeka kuramını çürütmek için

    bir deney tasarlar. Çünkü yapay zekanın insan zekası gibi olabileceğini savunanların

    kanıt olarak gösterdikleri Turing Testi’nin geçersizliğini göstermek

    istemektedir. Yapay zeka felsefesinin mimarı ünlü İngiliz matematik ve mantık

    bilimci Alan Turing’tir. Kendisi bugünkü digital bilgisayarların bir benzeri

    olan Turing Makinasını yaratmıştır. Bu makine karelere bölünmüş ve her bir

    karede farklı bir sembol bulunan ve sonsuz uzunlukta olabilecek bir banttan

    ibarettir ve hesaplar buna göre yapılır. Turing bu makinanın kuvvetli yapay

    zeka teorisine uygun olduğunu ileri sürmüş ve bunu ispatlamak için de ünlü

    Turing Testi kuramını ileri sürmüştür. Bu testte bir insan, bir bilgisayar ve bir

    denek kullanılır. Denek çeşitli sorular sorarak, kendinden gizlenmiş olan bilgisayar

    ve insanın cevaplarını inceler ve hangisinin insan olduğunu bulmaya

    çalışır. Bunu bulamaz ise makine Turing Testini geçer yani bilgisayar insan gibi

    düşünebilmektedir. Yani yapay zeka insan zekası gibi davranmaktadır. Bu teoriye

    göre, bilgisayar kendine yüklenen programların nasıl çalıştığını çözerek

    bilgiyi işlemekle kalmaz aynı zamanda üretir. Yani beyin ile zihin arasında olan

    ilişki, program ile bilgisayar arasında da vardır. Bu kuramın takipçilerinden

    Schank, 1977’de Yale Üniversitesinde bir bilgisayar yaparak bu bilgisayarın

    insanın hikaye anlama kabiliyetini taklit edebileceğini göstermeye çalışmıştır.

    Tıp Terminolojisi ve Etimolojisi

    ÖNSÖZ

        Neden öğrenmekte zorluk çekiyoruz? Özellikle de bilimsel alanda. Şimdi

    size orta öğretimde okutulan üç dersten bahsedeceğiz. Geometri, Jeoloji ve

    Coğrafya. Türkçe yazıldığı gibi okunan bir dil olduğu için bu üçü çok farklı

    bilim alanları gibi algılanmaktadır. Oysa bu kelimelerin İngilizce yazılımları

    Geometry, Geology ve Geography dir. Gördüğünüz gibi her üç isim de geo

    harfleriyle başlamaktadır. Batı uygarlığının ortak bilimsel dili Eski Yunanca

    (Grekçe) veya Latince dilleridir. Bu kelimeler bu dillere semantik (anlamlı)

    olarak girdiği için o ülkelerdeki her öğrenci bu derslerin ne anlama geldiğini

    bilir. Oysa bizim öğrencilerimiz ne anlama geldiğini bile bilmeden hemen bu

    derslerin ayrıntılarına girerler ve hangi denizde yüzdüklerini bile bilmeden

    orada boğulurlar. Oysa geo kelimesi Eski Grekçe gē kelimesinden gelir ve (Yeryüzü,

    Dünya) anlamına gelir. Dolayısıyla jeoloji yeryüzü bilimi, coğrafya yeryüzü

    grafisi ve geometri de yeryüzünün sayısal olarak ölçümü anlamına gelir.

    Oysa ortaöğretim öğrencilerinin çoğu için geometri sadece Öklid geometrisi

    dediğimiz ve kağıt üstünde bir sürü şekilin açısını, alanını ya da hacmini hesaplamaktan

    ibarettir. Aslında bu dersin adının anlamını semantik olarak bilse

    yeryüzünün sadece düzenli daire, üçgen veya küplerden oluşmadığını, bin bir

    eğrilik ve yamukluğun olduğunu da anlayacak ve esas olanın tüm bu detayları

    ve desenleri hesaplayabilmek olduğunu anlayacak. Hatta bunun sadece dünya

    ile sınırlı kalmayıp tüm Evrene uyarlanabileceğini ve evrenini sırlarının bu

    şekilde çözümlenebileceğini de anlayabilecek. Einstein’ın evrenin sırlarını çözmek

    için kullandığı özel ve genel görelilik yasalarını ispatlayabilmek için tüm

    bu geometrik hesaplamaların yeni modellemelerine neden ihtiyaç duyduğunu

    da anlayacak.

    Biz çocuklarımızı gözü bağlı bir şekilde seyahat ettirip bir bölgeye bırakıyoruz.

    Sonra onlardan bu bölgedeki her şeyin analizini yapmasını istiyoruz ve

    gerisine karışmayın diyoruz. Ama o bölge neresi, Dünyada mı? başka gezegende

    mi? Bu bölge neden analiz ediliyor? Ne bulmamız isteniyor? bunlardan hiç

    haberi yok çocuklarımızın. Sadece ellerine bir dedektör verilmiş ve o dedektörle

    (formülle) buldukları şeyi hesaplayıp sonucu bildirmelerini söylemişiz.

    Dolayısıyla ne akıl, ne mantık, ne vizyon, ne hayal, ne de yaratıcılık. Bunları

    geçtik, öğrendiğini sandığı şeyleri bile bir müddet kullanmayınca unutacak,

    çünkü ne işe yaradığını bilmiyor. Çünkü her şeyi sentaktik (söz dizini ve gramer

    olarak) öğreniyor. Semantik olarak hiçbir şey vermiyoruz. Aslında bütün

    VI

    hikaye de burada başlıyor. O halde semantik ve sentaktik deyimlerini Turing

    Testi ve John Searle’nin ünlü Çin Odası Deneyi ile açıklamaya çalışalım.

    Amerikalı filozof John Searle güçlü yapay zeka kuramını çürütmek için

    bir deney tasarlar. Çünkü yapay zekanın insan zekası gibi olabileceğini savunanların

    kanıt olarak gösterdikleri Turing Testi’nin geçersizliğini göstermek

    istemektedir. Yapay zeka felsefesinin mimarı ünlü İngiliz matematik ve mantık

    bilimci Alan Turing’tir. Kendisi bugünkü digital bilgisayarların bir benzeri

    olan Turing Makinasını yaratmıştır. Bu makine karelere bölünmüş ve her bir

    karede farklı bir sembol bulunan ve sonsuz uzunlukta olabilecek bir banttan

    ibarettir ve hesaplar buna göre yapılır. Turing bu makinanın kuvvetli yapay

    zeka teorisine uygun olduğunu ileri sürmüş ve bunu ispatlamak için de ünlü

    Turing Testi kuramını ileri sürmüştür. Bu testte bir insan, bir bilgisayar ve bir

    denek kullanılır. Denek çeşitli sorular sorarak, kendinden gizlenmiş olan bilgisayar

    ve insanın cevaplarını inceler ve hangisinin insan olduğunu bulmaya

    çalışır. Bunu bulamaz ise makine Turing Testini geçer yani bilgisayar insan gibi

    düşünebilmektedir. Yani yapay zeka insan zekası gibi davranmaktadır. Bu teoriye

    göre, bilgisayar kendine yüklenen programların nasıl çalıştığını çözerek

    bilgiyi işlemekle kalmaz aynı zamanda üretir. Yani beyin ile zihin arasında olan

    ilişki, program ile bilgisayar arasında da vardır. Bu kuramın takipçilerinden

    Schank, 1977’de Yale Üniversitesinde bir bilgisayar yaparak bu bilgisayarın

    insanın hikaye anlama kabiliyetini taklit edebileceğini göstermeye çalışmıştır.

    >